Her insanın içinde, nasıl göründüğüyle ya da dünya için ne kadar kusursuz performans sergilediğiyle hiçbir ilgisi olmayan bir nitelik var. Bu, bir odaya girdiğinde havanın yumuşamasını sağlayan kalitedir. Bazı insanların tek kelime etmeden sakin bir varlık taşımasının, başkalarının ise sürekli kanıtlama telaşıyla kendini tüketmesinin sebebidir. Bu nitelik kadınsı enerjidir ve çoğumuz ondan yavaş yavaş koparılmışızdır.
Kadınsı enerji pasif, itaatkâr ya da zayıf olmakla ilgili değil. Bu, insanları tam güçlerine erişmekten alıkoyan en büyük yanılgıdır. Kendini küçültmek ya da başkasının yol göstermesini beklemekle de ilgisi yok. Kadınsı enerji manyetik bir varlıkla ilgilidir: tamamen bedeninde olma, zorlamak yerine akma, kovalamak yerine alma kapasitesidir. Hayattan sıkılı yumruklarla geçmek ile su gibi akmak arasındaki farktır; güçlü ve durdurulamaz, tam da katı olmadığın için.
Bir insan kadınsı enerjisiyle bağlantılı olduğunda, çekici olmaya çalışması gerekmez. Doğal olarak manyetiktir. Bedeni farklı hareket eder, sesi farklı bir ağırlık taşır, bakışları farklı bir temas kurar. Bu bir performans değil. Tamamen kafanın içinde yaşamayı bırakıp bedeninin zekâsına geri döndüğünde kendiliğinden olan şeydir.
Neden bahsettiğimiz konusunda net olalım. Kadınsı enerji bir cinsiyet rolü değil. Birinin nasıl davranması gerektiğine dair bir kurallar dizisi de değil. Cinsiyetten bağımsız olarak herkeste bulunan bir enerji kalitesidir. Erkeklerde de kadınsı enerji vardır, kadınlarda da erkeksi enerji. Fark dengede ve hangi enerjinin önde gittiğindedir.
Kadınsı enerji alıcı, sezgisel, akış halinde ve yaratıcıdır. Yapmak değil, olmak enerjisidir. Analitik değil, duyusal. Zihinde değil, bedende yaşar. Hareket, ses, duygu ve bağlantı yoluyla ifade edilir. Bunu okyanus gibi düşün: muazzam güçlü, sürekli hareket halinde, ama hiçbir şeyi asla zorlamayan. Su, engellerin içinden zorla geçmez; etraflarından, üzerlerinden, içlerinden akar ve sonunda tüm manzarayı yeniden şekillendirir.
Erkeksi enerji ise yönlendirici, yapılandırılmış, hedefe yönelik ve koruyucudur. Hiçbiri diğerinden daha iyi değil. Hiçbiri diğeri olmadan tam değil. Ama üretkenliği, başarıyı ve sürekli yapmayı ödüllendiren bir dünyada çoğumuz neredeyse tamamen erkeksi enerjiyle çalışacak şekilde alıştırılmışızdır. Gücümüzün diğer yarısına nasıl erişeceğimizi unutmuşuzdur.
Kadınsı enerjiye giden yol her zaman bedenden geçer. Tüm günü hareket modunda geçirdiğinde, kararlar alırken, sorunları çözerken, sonuçları kontrol ederken sinir sistemin sürekli teyakkuza geçer. Beden gerginleşir, çene sıkışır, omuzlar kulaklara doğru yükselir, nefes yüzeyselleşir. Ve farkında bile olmadan, seni canlı hissettiren şeyden, yani duyusallığından ve sezginden kopabilirsin.
Yeniden bağlanmak basit ama dönüştürücüdür. Nefesi yavaşlat, omuzların düşsün, ayaklarının altındaki zemini hisset. Zihinden bedene dönmek bir başarı değil, bir teslimiyettir. Beden zaten oradadır; sadece geri dönmen ve dinlemen yeterlidir.
Birçok kişi yumuşaklığı kontrolü kaybetmekle karıştırır. Oysa gerçek yumuşaklık zayıflık değildir; bir tür açık, esnek güçtür. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak yorucudur ve seni katılaştırır. Akmaya izin vermek ise hayatın doğal ritmine güvenmektir. Yumuşaklık, ne zaman tutacağını ve ne zaman bırakacağını bilmektir, ve bu zarafetin kendisidir.
Bu, hiçbir zaman yönlendirici olmaman gerektiği anlamına gelmez. Anlamı şu: yumuşaklık da bir seçenek olarak elinde olsun. Sürekli savunmada olmak yerine, güvende hissettiğin anlarda gevşeyebilmek, çoğu insanın yeniden öğrenmesi gereken bir kapasitedir.
Kadınsı enerjinin kalbinde mevcudiyet vardır: dikkatinin gerçekten şu anda, bu bedende, bu duyumda olması. Çoğumuz zamanımızın büyük kısmını geçmişi tekrar oynatarak ya da geleceği planlayarak geçiririz. Bedenlenme, dikkati nazikçe şimdiki ana, tene, nefese, sıcaklığa geri getirmektir.
Mevcudiyet öğrenilebilir bir beceridir. Yavaş hareket, bilinçli nefes, sese ve duyuma açılmak hepsi seni şu ana demir atar. Mevcut olduğunda, dünyaya gösterdiğin varlık değişir. İnsanlar bunu dille açıklayamadan hisseder.
Gerçek özgüven, başkalarının onayından değil, kendinle olan ilişkinden gelir. Kendi arzunla, sesinle ve sınırlarınla temas halinde olduğunda, dünyada farklı bir şekilde durursun. Kendini ifade etmek, kusursuz olmak değildir; otantik olmaktır. İstediğini söylemek, hissettiğini sahiplenmek ve kim olduğunu küçültmeden var olmak.
Kendi hazzıyla ve kendi bedeniyle bağlantılı bir insan, başkasının istediği şey olmaya çalışan birinden çok daha çekicidir. Çünkü gerçek çekim performanstan değil, doluluktan doğar.
Amaç erkeksi enerjini silmek değil. Hedef, ikisi arasında özgürce geçiş yapabilmektir. İşte planlamaya ve yapılandırmaya ihtiyaç duyduğun anlar olacak; sevişmede, dinlenmede ve yaratıcılıkta ise alıcılığa ve akışa dönmek istersin. Sağlık dengededir: ne zaman yönlendireceğini, ne zaman bırakacağını bilmek. Çoğumuz bir tarafta sıkışıp kaldığımız için, denge genellikle uzun süredir ihmal ettiğimiz yarıya, kadınsı enerjiye yer açmak anlamına gelir.
Kadınsı enerji senin doğal hakkın: bedeninde yaşayan manyetik, duyusal ve sezgisel güçtür, ve modern hayat onu yavaş yavaş bastırır. Yeniden bağlanmak daha fazla yapmakla değil, kendine daha fazla hissetme izni vermekle başlar. Bedenle bağlan, yumuşaklığa alan aç, mevcut ol ve denge kur. Birlikte keşfetmek için eğlenceli bir yol istersen, bir tur çiftler için oyun ya da paylaşılan bir kink listesi kapıyı zarifçe aralayabilir.